Eşik
Bazen insan büyük kırılmalarla değil, neredeyse görünmez temaslarla içten içe etkilenir. Ortada yaşanmış bir hikâye yoktur; gerçekleşmemiş bir plan, yarım kalmış bir cümle, aralanıp sessizce kapanmış bir kapı vardır sadece.
Yıllar önce susturduğumu sandığım bir hissin tek bir temasla yeniden ortaya çıkması… Demek ki bitirememişim, sadece sessize almışım. İnsan bazı duygularını gömdüğünü sanıyor ama aslında onları eşikte bırakıyor ne içeride ne dışarıda. Bu yüzden eşikte kalmayı kendimin seçtiğini kabul ediyorum. Ama eşik bir yanılsama. Olasılıkları canlı tutan, ihtimali diri gösteren bir ara boşluk. Hem çekici hem yorucu. İnsan kendini güçlü zannederken en savunmasız yerini yoklayan bir aralık.
Şimdi şunu da görüyorum: Bu, düşüncesizliğini masum bir kararsızlık gibi sunan; ihtimalleri bilinçli olarak açık bırakan biri. Kapıyı kapatıyor ama kilidi sonuna kadar çevirmiyor. Çünkü tamamen kapanmış bir ihtimal işine gelmiyor. Eşikte tutmak, kontrol hissini canlı tutmanın en kolay yolu. İhtimali bir an gerçekmiş gibi gösterip sonra geri çekilmek… Öfkem tam da burada. Çünkü bu bir tesadüf değil; bir tercih. Belirsizliği beslemek, netlikten kaçmak, karşısındakinin duygusunu askıda bırakmak bir zayıflık değil, bilinçli bir manipülasyon.
Bütün bunların ardından kendime şunu hatırlatıyorum: İçimde hâlâ temas edilebilir bir yer olması zayıflık değil, insanlık. Sadece etkilenebilir biriyim. Asıl mesele, içimde oluşan dalgayı fark edip onunla savrulmamak. O eşikte oyalanmamak. Eşik durulacak yer değil. Geçilecek yer.