Olmuyor.
İnsan çoğu zaman gerçekleri romantikleştirerek görünmez kılmaya çalışıyor. “Olmuyor, istediğimiz gibi olmuyor; genellikler içindeyiz, öznellik görünmüyor.” Ne kadar da konforlu bir şarkı cümlesi… Kurulduğu anda keskin kenarları olan her şeyi yumuşatıyor, sorumlulukları dağıtıyor.
Her şey romantik bir imkânsızlık hikâyesine dönüştüğünde, mesele artık birilerinin seçimleri ya da adımları olmaktan çıkıyor. Sanki ortada yalnızca herkesin içinde savrulduğu kaçınılmaz bir yazgı varmış gibi… Gerçekler netliğini yitiriyor, olan biten şiirsel bir sisin içinde yavaşça silikleşiyor. Ve geriye sadece o tekinsiz “yarım kalmışlık” hissi kalıyor: Ne tamamen bitmiş ne de gerçekten devam eden.
Ben yarım bırakmayı sevmiyorum. Ne olduğu belirsiz hisler, açık kalan hesaplar, askıda bırakılmış cümleler… İlk başta sorun değilmiş gibi görünseler de zamanla insanın içinde yer kaplamaya başlıyor. Bazen en büyük ihtiyaç, ne olursa olsun bir sonuca varmaktır. Çünkü bir şey ya layığıyla tamamlanmalı ya da hakkıyla geride bırakılmalıdır.