Yanılsama
İstasyonda oturuyorum. İnsanlar gelip geçiyor, anonslar duyulup kayboluyor. Bir anlığına her şeyin içinde ama biraz da dışında kalmış gibi hissediyorum.
Ortada bir yanılsama var. Her dokunduğumda dağılıp gidecek sandığım halde, her seferinde başka bir biçimde karşıma dikilen inatçı bir his. Kelimeler bir tür silgi olabilir miydi, daha önce yaptığım gibi şimdi de yazarsam üstünü çizebilir miydim? Daha önce olmuştu, yazıya döktüğümde ağırlığının bir kısmı kâğıda geçmişti sanki. İnsan bazen dışarı bıraktığında hafifliyor.
Bir tren yaklaşıyor, rayların sesi düşüncelerimin arasına karışıyor. Kalabalığın içinde kimse kimseye bakmıyor. Ben ise aynı yerde dolaşıp duruyorum. Bazen bir an, bir bakış ya da bir dokunuş, geçip gitmesi gerekirken içeride bir yerde takılı kalıyor. Kendiliğinden değil, sanki ben tutmuşum gibi.
Sanıyorum ki, canımı sıkan durum yanılsamanın kendisi değil, inanmayı kendimin seçtiğini fark etmem. İşte bu durumda kızgınlık birine değil de kendi içindekine, bitmek bilmeyen anlam arayışına ve susmayı bilmeyen iç sesine dokunuyor.
Tren durup yeniden hareket ediyor. Kısa bir sessizlik.
Anlamsızdı. Bir şeyi kaçınılmaz kılan da onun anlamsızlığıydı. Düzenli aralıklarla takıldığım yer, belki de bende kalandan çok benden eksilen şeydi.